Samuel Huntingon’un “Medeniyetler Çatışması” Tezi Üzerine

Kitap ve İnsan

Samuel Huntingon’un “Medeniyetler Çatışması” Tezi Üzerine

7 Ağustos 2019 Blog yazıları 0
Samuel Huntingon'un Medeniyetler Çatışması Tezi Üzerine

HUNTİNGON’UN ÇATIŞMASINI TEKRAR DEĞERLENDİRMEK

THE NEW YORK TIMES – DAVID BROOKS, MARCH 3, 2011

Samuel Huntington, Amerika’nın en büyük politikacılarından biridir. Huntington 1993 senesinde ‘’Medeniyetlerin Çatışması’’ olarak adlandırılan, dış olaylar üzerine çarpıcı bir deneme yayınladı. Bir kitap haline de getirilen deneme, soğuk savaş sonrası dönemin “medeniyetler çatışması” ile damgalanacağını öngörüyordu.

Huntingon’un yazdığına göre; insanlar Batı, İslam, Hindu vb. kültürel çizgiler boyunca bölünmüştür. Evrensel bir medeniyet söz konusu olamaz. Bunun yerine, her biri kendine özgü değerler kümesi içinde medeniyetler var. Onun yazdığına göre; İslam medeniyeti bunların en sıkıntılı olanı. Arap dünyasındaki insanlar Batı dünyasının genel varsayımlarını paylaşmıyorlar. Onların öncelikli bağlılıkları dinlerine, ulus-devlet anlayışına değil. Kültürleri, çoğulculuk, bireycilik ve demokrasi gibi bazı liberal ideallere soğuk bakmaktadır.

Huntington, Arap diktatör rejimlerinin kırılgan olduğunu ve işsiz genç kitleler tarafından tehdit edildiğini doğru bir şekilde öngördü. Bu rejimlerin düşebileceğini düşünüyordu, ancak ulusların Batı yönünde modernleşeceğine inanmıyordu. Rejim değişimi kargaşası içinde, isyancılar Batı’dan borç alacaklardı, ancak borçlanmaları kendi inançlarıyla kırılacaktı. Onlar kendi yörüngelerini izlerlerdi ve daha fazla Batılı olmazlardı.

Müslüman dünyasının kanlı sınırları var.

Huntingon

Müslüman dünyasının diğer medeniyetlerle çatıştığı savaşlar ve gerilimler var. Baskın rejimler düştüğü halde İslam ile Batı arasında temel bir medeniyetler çatışması olacağını ileri sürdü. Batılı uluslar, kendi uluslarının daha iyi olması için; Müslümanların olaylarından uzak duracaklardı. İki uygarlık ne kadar iç içe geçerse, gerilimler de o kadar artacaktı. O, Arap topraklarındaki insanların özünde milliyetçi olmadığını savundu.

Huntingon, Müslüman topluluklarının Batı’da anlaşıldığı şekilde çoğulculuk ve demokrasiye aç olmadıklarını belirtti. Ancak şimdi onlar, bu vatanseverlik veya bu manevi açlıkların yüzeye çıkmasına izin vermeyen koşullar altında yaşıyor gibiler. Görünüşe göre, bu milletlerden insanlar, bütün milletlerden insanlar gibi, çok sayıda özgün benliğe sahipler. Bazı durumlarda, bir kimlik kümesi kendini gösterir. Ancak bu koşullar değiştiğinde, diğer eşit derecede otantik kimlikler ve arzular harekete geçer.

Son birkaç on yıl boyunca, Arap ülkelerindeki insanlar korku ile yöneten rejimler altında yaşıyorlardı. Bu koşullarda, çoğu insan komplo tacizini ve bu rejimlerin teşvik ettiği politik pasifliği paylaştı. Ancak korku azaldığında ve değişim fırsatı ortaya çıktığında, farklı arzular harekete geçirildi.

Geçtiğimiz haftalarda, Arap halkını vahşi bir şekilde kendi ulusal kimlikleriyle birleştirdiklerini gördük. Çoğulculuk, açıklık ve demokrasi için hayatlarını riske atmaya istekli olduklarını gördük. Bu göz önüne alındığında Huntington’ın kültür tanımlaması konusunda yanıldığını söyleyebilirim. Bazı yönlerden, hepimiz dünyadaki her insan gibiyiz; bazı yönlerden, her birimiz kültürümüzün ve grubumuzun üyeleri gibi; ve bir şekilde, her birimiz benzersiziz. Huntington, evrensel politik değerlerin gücünü en aza indirdi ve farklı kültürel değerlerin etkisini abarttı. Bunu neden yaptığını anlamak kolaydır. Zira o, kültürün gücünü kabul etmeyi reddeden küresel seçkinlere karşı savunuyordu. Arap ülkelerindeki birçok insanın özgürlük için evrensel bir açlığı paylaştığı açık görünüyor. Evrensel insan haklarının varlığını hissediyorlar ve kabul edilmedikleri zaman hakarete uğramış hissediyorlar. Kültür önemlidir, ancak kültürel farklılıkların altında, halkın iradesini dinleyen, bunlara yanıt veren ve saygı duyan siyasi sistemler için onur arzusuyla ilgili bu evrensel özlemler vardır.

SON

Son olarak; Huntington’un tarihsel değişimin doğasını yanlış anladığını söyleyebilirim. Kitabında, doğrusal, tahmin edilebilir yörüngeler boyunca hareket eden dönüşümleri anlatıyor. Ancak bu kargaşa zamanlarında işler böyle olmayabilir. Bunun yerine, bir kişi bir adım atıyor, sonra bir sonraki kişi bir adım atıyor; hemen sonra, milyonlarca kişi buna yakalanıyor, tutkuları harekete geçiyor. Onlar, merkezi bir otoritesi olmayan ve yine de gelgitlerinde yakalananlar üzerinde kapsamlı bir etki bırakan momentumlara kapıldılar. Tüm bunları büyük Huntington’u inkar etmemek için yazıyorum. Hala doğru olduğu kanıtlanmış olabilir. Arap dünyası kendi yolunda modernleşebilir. Ancak onun hataları yararlı gerçekleri aydınlatıyor: tüm insanların belirli arzuları paylaştığı ve tarihin açık olduğu. Olayların kargaşası, taşa kazınmış büyük uzmanlara bile görünen özellik ve nitelikleri dönüştürebilir.

Yazar: Uğur Can Yıldızdal

Kaynakça: https://www.nytimes.com/2011/03/04/opinion/04brooks.html