Pedro Paramo Kitap İncelemesi

Bugün değerlendirme köşemizde Meksikalı yazar ve fotoğrafçı Juan Rolfo’nun tek romanı olan Pedro Paramo var.

Eser bir gencin annesinin ölümünden sonra annesinin vasiyeti isteği üzerine babası olduğunu öğrendiği Pedro Paramo’yu aramak için yola koyulması ve karşısında terk edilmiş bir köy bulması ile başlıyor. İnternette Tolstoy’a ait olduğu söylenen “Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir..” sözünün kanıtı niteliğinde bir roman.

Kafa Karışıklıkları

Romanın 35. sayfasına geldiğimde zihnimde sadece kafa karışıklığı vardı. Farklı zaman aralıklarında geçen serüvenin geçişleri çok belirsiz gelmişti. Ayrıca tanrısal ve değişik kahramanların bakış açılarından yansıtılan serüvenin sadece postmodernist yazıldığından emin olabilmiştim. Ama bazı kitaplar vardır ya başlangıcında kafanız karışmasına rağmen siz ne olup bittiğini anlayamadan sizi sürükler , Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı adlı eseri gibi, Pedro Paramo da tam bu tanıma uyan bir eser. Bir sonraki sayfada kafa karışıklığımın azalacağını varsayarak devam ettim.



Eserin sonuna geldiğimde kafa karışıklıklarım son derece azaldı. Buna rağmen normal bir roman sonunda kafamda kalan soru işaretlerine oranla oldukça fazlaydı. Arka kapakta yazan “İspanyolca Edebiyatı’nın temel taşlarından biri” sözleri olmasa veya öyle reklam edilmese nasıl yorumlanacağını bilmediğim bir kitap. Kitabı okurken geçişler çok ani ve keskin, kitaptan çok film senaryosu gibi duruyor diyordum sonradan edindiğim bilgiler de beni kanıtlar nitelikteydi. Pedro Paramo adlı eser üç kez sinemaya uyarlanmış. Yazarların çok yönlü olduğu sürece daha yaratıcı eserler ortaya koyduğunu savunan biri olarak Juan Rulfo’nun bu eserde fotoğrafçılık geçmişini fazla yansıtmasından kaynaklanan kafa karışıklıklarının çok olduğunu düşünüyorum.

Karakter Çeşitliliği

Son yorumlarıma gelecek olursak değinilen karakter sayısı 130 sayfalık bir kitap için oldukça fazlaydı. Kısa kitaplarda genel olarak ana karakter ve birkaç yardımcı karakter dışında çok fazla ismin akılda kalmadığı göz önünde bulundurulmamış. Ara karakterlerin bile geri dönüş sahneleri olması ve orada da yeni isimler eklenmesi geçmiş içinden daha eski bir geçmişe gidildiği hatta geçmişteki zamanın kırıldığı ve birkaç kez aynı yere döndüğü bir romanda daha çok kafa karıştıran bir unsursa bu romanın ustaca yazıldığını göstermez zannımca. Yaklaşık 33 yıl önce ölmüş bir yazara tavsiye veremem tabii. Ancak bu kadar kısa soluklu bir romanda ana karakterler ve dikkat çekici mahlaslar dışında çokça karakter isminin geçmesi okur yorucu bir nitelikten fazla öteye geçememiş.



Olumsuz yönlerini çokça dile getirsem de eser kendini olay örgüsü insanda merak uyandırıcı etmenler olmadan okutabiliyor. Bu özellik okuduğum romanlarda ender rastladığım bir özellik. Bu tür romanlara örnek vermem gerekirse Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam adlı eserini örnek olarak veririm. Başarılı bir roman olup olmadığı konusuna gelirsek tek roman yazmış olan bir yazara göre gayet üst düzey denebilir. Bununla birlikte İspanyolca Edebiyatı’nın temel taşlarından biri olması soru işareti yaratan bir kitap zannımca. Kısacası okunulabilecek ancak hakkında fazla beklentiye girmeye değilmeyecek bir kitap.

Diğer kitap incelemeleri için tıklayın.

Yazar: Ali Aras Fırat
Editör: Mustafa Özbaylanlı



Yazar: Kitapmeetup