On İkiye Bir Var

İnceleme köşemizde bugün Haldun Taner’in “On İkiye Bir Var” adlı öykü kitabı var. On İkiye Bir Var hikayesinin etkileri başta olmak üzere kitabı yorumlayacağız.

İlk öykümüz kitaba ismini veren “On İkiye Bir Var” adlı öykü. Küçüklükten beri kafasının içinde tam kurulu bir saat bulunduran gencin hikayesi olan “On İkiye Bir Var” zaman kavramının insan ruhuna yansımasını vurgulayan, zaman kavramını özümsememize, sorgulamamıza neden olacak türden bir eser. Çoğu açıdan daha önce rastlamadığım tabirleri aktaran bu öykü daha önce öyküyü tek başına okumama rağmen ilk defa okur gibi yaklaşmama ve kitaptaki diğer öyküleri merakla beklememe sebep oldu. İnsanların saat çeşitlerine benzetilmesi, öykü içinde nota kağıdının kullanılması, saatlerin, saat durumuna göre çıkardığı notaların aktarılması öyküde ilgimi çeken, ilk defa rastladığım ögelerdi. Hayatı sorgulamak amacıyla yola çıkan sonunda hayatın bilinemez olduğunu ve zamana da sığılamayacağını aktaran bu eser tadını damakta bırakan belli aralarla tekrar okuma isteği doğuran cinsten. Aşağıya öyküden birkaç kesit bırakıyorum. 

“ Misafir salonunda fanus içinde duran konsol saati büyükannemin çeyizi imiş. Büyük valide saat olsa herhalde böyle tertipli, kıvrak, pırıl pırıl, hanım hanımcık minyon bir saat olurdu, diye düşünürüm.”

“ Sonunda ya sapıtacağım. Yahut da aradığıma erişeceğim: Zamanın şuuruna varıp, hayata doyacağım. Yaşadığımı, herkesten kuvvetli anlayacağım. Ölüm korkusundan, kurgusu bitmek, zembereği bozulmak kaygusundan kurtulacağım.”

Ayrıca belirtmek isterim ki On İkiye Bir Var günlük yaşamımızda asla sığamadığımız zaman kavramına uyum yeteneğimizi sorguladığından hikayeyi okuyan her birey kendini kolaylıkla hikayenin ana karakteri ile özdeşleştirecektir. Bu öyküyü yaşamak için ortalama bir öyküyü yaşamak için sarf ettiğiniz enerjiden biraz daha fazlasını sarf ederseniz aslında öyküyü değil kendi hayatınızdaki zaman kavramını sorguladığınızı fark edeceksiniz. Benim zaman algım ve sorgulayışım özellikle öyküyü okuduktan sonra şaşırılacak derecede değişmişti. Fazla uzatmadan iki kelimeyle “Mutlaka okuyun!” diyorum.

İkinci öykümüz “Ayak” mahalle ortasında çocukların peşinden sürüklediği kesilmiş bir ayağın sahibini bulma serüvenini ve kesilen ayağın sahibinde yarattığı duyguları, ruhsal değişimi ve düşünceleri anlatıyor. Şahsen okurken aldığım zevk bir önceki hikaye kadar olmasa da sıkılmadan okudum.

Üçüncü öykümüz “İznikli Leylek” bir kafilenin İznik ziyareti sırasında karşılaştığı yaralı bir leyleğin hikayesini anlatmakta. Yazar, öyküyü yazar birinin yarım bıraktığı bir öykü olarak anlatmakta. 

“Bütün çabalar boşuna… Ne yaparsa yapsın, istediği kadar havalanacağım diye çırpınsın, sonunda insanoğlu da yaralı leylek gibi rezil ve perişan yan üstü toprağa yuvarlanmıyor mu? Kaderlerimiz aynı: Uçamayacağını bilmek, yine de uçmaya yeltenmek.”

Kitapta yukarıda bahsettiğim üç hikaye dışında Bayanlar 00, 45 Marka Seksapil, Sahib-i Seyfü Kalem, Artırma isimlerinde 4 adet hikaye daha bulunmakta. Genel olarak gün içindeki boş vakitlerinizde keyifle okuyabileceğiniz bu kitapta diğer hikayeleri okumasanız bile sadece On İkiye Bir Var adlı öyküyü okuyup üzerine düşünmenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

Yazar: Kitapmeetup