Çakırcalı Efe Kitap İncelemesi

Türk Edebiyatı’nın usta kalemlerinden Yaşar Kemal imzalı Çakırcalı Efe, dönemine nam salmış bir efenin biyografisi olma niteliğinde. Elimdeki kitabın 1975 yılında Cem Yayınevi’nde basıldığını öncelikle belirtmek isterim.



Yaşar Kemal’in açıklama kısmında ilettiği bilgilere göre yazarımız Çakırcalı Efeyi yakalayıp infaz eden müfrezenin kumandanın yaşadığını öğrenmesi sonucu bu kitabı, ilk önce gazetelerde kısım kısım yayımlanmış bir eser, yazmaya karar verdiğini açıklıyor. Kitap 25 kısım ve son olarak Albay Rüştü Kobaş’ın, Çakırcalı’yı infaz eden müfrezenin kumandanı, anılarından oluşuyor.

Çakırcalı Efe

Hikaye 19. yy sonu ile 20.yy başı arasında geçiyor. Zaman akışı olarak Çakırcalı Mehmet Efenin, ana karakterimiz, çocukluğundan kısa bir kesit ile başlıyor. Babası Çakırcalı Ahmet Efenin çok güvendiği bir devlet zabiti tarafından öldürülmesi ile namus temizleme pahasına hiç istemediği eşkiyalığı yapmaya başlıyor Efemiz. Efeliği ile gitgide nam salan Çakırcalı’nın Osmanlı topraklarını aşarak dünyaca ünlü bir isim haline gelmesi fazla üstünde durmadan işleniyor.

Akıcı ve sade bir dil kullanılmış bu eserde, uzun zaman sonra ilk kez kendimi bu kadar kusursuz akan bir serüvenin içinde buldum. Yerli edebiyatımızda okuduğum çoğu eserin belli başlı şehirlerde, genellikle İstanbul’da, geçmesinden ötürü bu serüvenin Ödemiş’te ve Ege’nin dağlarında geçmesi hayal gücüm için bir farklılık olduğundan dolayı mekan değişikliğinden, her ne kadar yazarın elinde olmasa da, memnun kaldım. İstanbul’un tarihsel süreçteki tüm değişimini ortaya koyan edebi eserlerimizin diğer vilayetlere uğradığına pek rastlamamamın kitap seçimlerimden mi yoksa başka nedenlerden ötürü mü kaynaklandığını bilemiyorum. Bu yüzden bu konuyu daha sonra tekrar açmak üzere şimdilik bitiriyorum.

Akış

Akış olarak her ne kadar kusursuz gitse de Albay Rüştü Kocabaş’ın anıları kısmında sayın Kocabaş’ın konudan biraz uzaklaşarak kendi hayat hikayesine kaydığını sezdim. Konu Çakırcalıdan uzaklaşıp ana karaktere Rüştü Kocabaş’a kaymasının anlatım ve akışta belirgin bir fark oluşturmaması Yaşar Kemal’in kaleminin kuvvetini gösterir bence. Zira bu biyografiyi hazırlarken Albayın anılarını birebir alan yazarımızın kendi anlatım biçimini de Albaya uyarlayarak yazmış olması kuvvetle muhtemel.



Çakırcalı Efe’nin sadece barbarlıkları anlatılmasına rağmen halk tarafından sevilmesi kafamı karıştırmıştı. Ancak kitabın sonlarına doğru geldiğimde kendimi de bu “barbarın” tarafında bulmam akılımı meşgul etti. Nasıl olur da halka yaptığı iyilikler yüzeysel geçilirken yaptığı tüm canilikler anlatılan bir adam sevilebilir ki? Sanırım yazarımızın ustalığından kaynaklanıyor. Kadının objeleştirilmesi ve Efeliğin, dolayısı ile erkekliğin kadınlardan üstün görülmesi kimsenin hoşuna gitmez. Yine de biyografik bir eser olduğundan değiştirilemeyeceği göz önünde bulundurulmalı. Ayrıca dönemin zihniyetine ayna tutması nedeniyle bu olayların aktarılmasından rahatsız olunmaması gerektiği taraftarıyım.

Temenni

Son sözlerimde Yaşar Kemal’in açıklama kısmındaki temennisini aktarmak istiyorum. Gelecek nesillerin Çakırcalı’ya ilgi duyup araştırmasını ummuş yazarımız. Bence daha önce filmi de yapılmış bu hayatın günümüzde yeni bir görsel yapıma uyarlanmaması tam bir eksiklik. Özellikle dizi sektörümüzün son dönemdeki iki saat süren ve isimlerin değiştiği senaryonun değişmediği eserleri göz önünde bulundurursak Çakırcalı Efe’nin hikayesi bulunmaz nimet. Usta yazar Yaşar Kemal’e hazırladığı bu biyografi için teşekkürlerimi sunuyor, huzur içinde yatmasını diliyorum.



Diğer kitap incelemeleri için tıklayın.

Yazar: Ali Aras Fırat
Editör: Mustafa Özbaylanlı

Yazar: Kitapmeetup