Benim Adım Kırmızı Kitap İncelemesi

Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk’un 60 dile çevrilen ve dünya çapında birçok ödüle layık görülen romanıdır. Kitabın her bir bölümünde anlatıcı hikayenin kahramanı haline gelmekte ve olaylar anlatıcının bakış açısına göre bizlere aktarılmaktadır. Romanda kendi hikayesini anlatanlardan biri de romanın yazarı Orhan Pamuk’tur. Pamuk kendi yorumlarını romana ekleyerek hayal ve gerçeğin bir harmanını oluşturmakta böylece yazar hikayenin gerçeklik algısını değiştirerek postmodernist yapıda yazılan bu romanı bizlere sunmaktadır.

Kitap 1591 yılının 9 günlük karlı bir kış dönemini anlatıyor ve olaylar İstanbul’da şekilleniyor. Kitabın ana olay örgüsü Kara ve onun teyze kızı olan Şeküre’nin aşkı etrafında dönse de “asıl verilmek istenen mesajlar” padişahın emri ile usta nakkaşların Frenk(batı) etkisiyle yaptıkları resimleri topladıkları bir kitap uğruna yapılanlar üzerinden verilir. Padişahın kitabı bitirmek ile görevlendirdiği “Enişte” kitapta bulunacak resimleri bitirdiği sırada bir katil tarafından öldürülür ve kitabın en etkileyici resmi çalınır. Şeküre ile evlenebilmesi için Kara’nın yapması gereken Şeküre’nin babasını ödüren katilin izini sürmektir.

Postmodernizm

Verilmek istenen mesajlara geçmeden önce daha iyi anlaşılmak için postmodernizmden ana hatlarıyla bahsetmek istiyorum. Gelenek dairesindeki yapıtların merkezinde tanrı, modernite dairesinde merkezde insan yer alırken modern Dünya ile birlikte net bir merkezin ortadan kalktığı postmodernite dairesi var olmaya başlamıştır. Postmodernite, aynı andan birden fazla doğrunun bir arada bulunabileceğini ve her şeyin metinlerden ibaret olduğunu savunur. Belirgin bir gerçeklik algısıın ortadan kalması ile birlikte kavramlara tanımlar üretmek güç bir durum haline geliyor.

Romanda Verilen Mesajlar

Romanda bahsi geçen dört usta nakkaşın her biri postmodernite dört büyük düşünürünü (Nietzsche, Heidegger, Foucault,Derrida) temsil ediyor. Postmodernitedeki tabiriyle gerçeğin arayıcısı konumunda bulunan “Kara” usta nakkaşlar ile teker teker sohbet ederek her birinden ayrı ayrı üç tane hikaye dinliyor. Hikayeler ile birlikte verilmek istenen mesaj kapalı olarak okuyucuya aktarılırken içerik değil biçim ön plana çıkar ve romanda anlatılan olay geri plana atılır. Nakkaşlar başkalarının deneyimlerinden yola çıkarak kendi deneyimlerini sunarken gerçeklik ile kurgu arasından bir üstkurmaca katmanı meydana gelmektedir. Nakkaşların yaşamları ile anlattıkları hikayeler arasında zıtlıklar postmodernizmin yaşam zihin karşığını ifade etmektedir. Gerçekleştirilen cinayet saklanılan gerçeği ifade ederken roman içerisinde kullanın ayetler eski gerçeği ifade etmekte, postmdorenizmin eski gerçeğe göre yeri nakkaşların hikayeleri ve olaylar etrafında ele alınmaktadır.

Alıntı

Kitaptan bende farklı hisler uyandıran bazı alıntılar:

“…Kalbimizin bir türlü çıkarmak istemediği acı sonucu, acımasız aklımız çıkarır çıkarmaz, bütün gövdemiz isyan eder ona…”  (Katil)

“… Bu rüyalar gerçekten uykularımda gördüğüm şeyler değildi hiç. Herkes güpe gündüz gördüğü rüyayı gece gördüm diye anlatır ki işe yarasın. Gece gördükleri gerçek rüyaları oldukları gibi ancak aptallar anlatır. O zaman ya seninle alay ederler ya da her seferinde olduğu gibi rüyanı kötüye yorarlar. Gerçek rüyaları ise görenler dahil kimse almaz ciddiye. Yoksa siz alır mısınız?..”

“…İyi bir ressam harikalarıyla yalnız bizim aklımızda yer adinmekle kalmaz, en sonunda hafızalarımızın manzarasını da değiştirir…”   (Katil)

“…Sabahtan akşama kadar geceleri mum ışığında kör oluncaya kadar dizlerinin üzerine çöküp kendimizi resme ve kitaplara vermemizin nedeni yalnızca para ve ihsan değil, öteki insanların gürültüsünden, cemaatten kaçmaktır. Ama bu tutkuya karşılık, ilhamla yaptığımız resmi o kaçıp saklandığımız insanlarda görüp tkadir etsin isteriz…”   (Enişte)

“…Susun da dinleyin nasıl harika bir kırmızı olduğumu…” (Kırmızı)

“…Bazı mutsuz nakkaşhanelerde tıpkı bazı mutsuz ailelerde olduğu gibi yıllarca her kafadan başka bir ses çıkar da mutluluğun uyumdan geleceği uyumunda mutluluk olacağını kimse anlamaz…”

“… Ve birden bütün alem, kapıları hep birbirine açılan sayısız odalı bir saraymış gibi geldi. Bİr odadan diğerine hatırlayarak ve hayal ederek geçebiliyorduk ancak, ama çoğumuz tembellikten hep aynı odada bekliyorduk…”

Kaynakça

Gür, İ.(2013), Benim Adım Kırmızı’da Mutlakın deneyimi, büyük bilinç,kurulmuş bilinç ve sanat bilinci

Yazar: Samet Başaran

Editör: Aras Fırat

E-posta Aboneliği OluşturunYeni İçeriklerimizi Kaçırmayın

Yazar: Kitapmeetup